Dr. Yaşar KALAFAT


Kürtçe Yayın, Kürtçü Yayın, Kürtçe Kürtçü Yayın Üzerine Düşünceler(*)

Türk milletine, emperyalizm, etnik milliyetçilik yapılandırılması içerisinde terör yöntemi ile yeterince zarar verip acı çektirmiştir. Bu stratejisinde emperyalizm, oryantalistleri vasıtasıyla oluşturduğu yapay kimliği kullanmıştır.


 

Yaşar KALAFAT(**)

 

Giriş

Bu araştırmada, emperyalizm güdümünde sahnelenen etnik milliyetçilik-terör bağlantılı arayış ve uygulamalar karşısında, T.C. Kültür Bakanlığı gibi bir kısım resmî kuruluşların yayın etkinlikleri ile bu yapılanma içerisinde Türklük bilimcinin yeri ve rolü konusundaki görüşler ele alınmıştır.

Kürtçe Yayınlara Dair Bazı Tespitler

Kürt, Kürtçe ve Kürtçü gibi bu üç tanımın tamamen farklı mesajlar içerdiklerini, millî kültür içerisindeki yerlerinin çok farklı olduklarını anlayabilmem için maalesef takriben 25 yıl gibi uzun bir zaman geçmesi gerekti.  Ne kadar yazık! Bir kısım tarihi arşiv envanterinin kayda geçirilmeleri döneminde, Kürtçe mevlitlerin mevcudiyetlerinin ilgili görevlilerle nasıl tartıştığımızı hatırlıyorum. Bu yayınların en genci 200, en yaşlısı muhtemelen 500 yaşındaydılar. Bunları yazanlar, okuyanlar, dinleyenler, bizlerin bu halimize ne kadar gülüyorlardır. Bir anlam verememiş olmalılar. Onların bu hallerine emperyalizmin henüz tanınmamış olmasının da payı olmalı.

Bu eserlerin yeniden tasnif edilip kayda geçirildikleri yıllarda, güvenlikle ilgili bazı dairelerde Yasak Yayınlar Başvuru Defterleri vardı. Bunlarda yayının künyesi, yasaklanma veya toplatılma kararının tarih numarası gibi kayıtlar olurdu. Bu anahtar kaynaklarla güvenlik görevlisi bürokratlar, çeşitli çalışmalarla ele geçirilen bu tür yayınların âdeta hukukî kimliğini belirler, bunların tanımları yapılırken varsa haklarında adlî karar, o konuda da açıklamalar yaparlardı. Bunların tespitlerinden hareketle, şahıs veya örgütün tanımlaması da yapılabilirdi. Bu uygulamalar daha ziyade illegal yapılanmalar için bir anlam içerirdi. Türkçe olmayan mevlitler bu kapsama girmezlerdi. Bunlardan, edebî divanlar ve benzerleri zaten mikro milliyetçilik yapan kesimin ilgisini de çekmezlerdi. Bu kesim “Mem û Zîn”, “Şerefname” gibi eserlerle ilgilenirlerdi. Etnik milliyetçilikte uzun yıllar üstünlük Marksist, materyalist kesimin elinde olmuştu. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bazı AB ülkelerinin yanı sıra, ABD de bu kesime açıktan kucak açmaya başlamıştı. Türkiye´de etnik milliyetçilik yapan kesimin yayın dili olarak Kürtçeyi kullanması bu hareketin son dönemlerine tekabül eder. Kürtçülük adına Kürt kesime yönelik yayın yapacak örgütler, Kürtçe yapılmış süreli yayınlarına dahi okuyucu bulamamışlardır. Okuyarak bilgilenmek isteyecek durumunda olan kesim, anadili ile yapılmış yazılı yayınları takip edecek kadar bu dili bilmiyorlardı. Ayrıca ana dili pratik olarak konuşabilmek ile ideolojik içerikli büyük ölçüde yapay olan bir dille yapılmış yayını takip etmek de pek kolay değildi.  

* * *

Türk milleti büyük bir millettir. Büyük milletlerin kültür alanında da şanlı geçmişleri, birlikte yaşanılan halklarla beraber var olmuştur. Milletçe millî arşivlerin oluşmasını sağlamışlardır. Bu hafızayı millî yapan, millet malı yapan, ona zenginlik ve haşmet veren onun milletin malı olduğu şuurunda olabilmektir. Milletin malı “Yağma Hasan”ın böreği değildir. Millî mirasın varisleri olabilmek, millet olabilmeyi, millî olabilmeyi anlayabilmekle mümkündür.

Millî mirasların hasmı çok olur. Bu hasımların arasındaki en büyük güç emperyalizmin gücüdür. Emperyalizm var olabilmesini, dünkü cihan devleti büyük milletlerin yeni kuşaklarına büyüklüklerini hatırlatmamasına borçludur. Ve yine emperyalizm, varlığını sürdürebilmek için de bu istikametteki gayretini sürdürebilmek zorundadır.

Büyük Türk milletinin ecdat yadigârı arşivlerine sahip çıkacak, onların millet geleceğindeki önemlerini hayata geçirebilecek evlâtları vardır. Bu kadrolar, milletin bu arşivlere hayat veren ecdatlarının yeni nesilleridir. Bu nesiller millî takımlarda gerektiği gibi istihdam olabilirlerse, emperyalizm yeni sömürü alanları bulamaz ve millî arşivlerin varisleri, miraslarına milletçe sahip çıkabilmiş olurlar.

* * *

5-6 yıl evvel Hakkâri´de yapılmış bir kültür şöleninde yaşanılan bir sohbete müdahil olmuştuk. Oturum başkanımız rektör yardımcısı, üniversitelerinin Ortadoğu coğrafyası itibariyle bölge üniversitesi olarak tasarlandığını, bölge dillerinden de yüksek eğitim vermeyi planladıklarını, farklı ana dilli bölge gençlerinin yükseköğreniminde, üniversitelerinin cazibe merkezi olmasını hedeflediklerini açıklıyordu. Büyük milletlere büyük hedefler yakışır. Büyük hedeflerin büyük muarızları olur. Bu nokta hatırdan çıkarılmış olmalı ki, bazı olumsuzluklar yaşamak zorunda bırakılıyoruz.

Bize göre, şu bir gerçektir ki Türkiye yaptığı “açılımlar”a ön hazırlıksız, alt yapısız başlamıştır. Teorik çerçeve de kanaatimizce yeterince sağlam belirlenememiştir. Ulus devletin getirimleri bu derece yok sayılmamalı idi. İkmal ve tadilat belki yapılabilirdi, ancak ulus devletin emperyalizme karşı savaşarak kazanılmış, antiemperyalist bir arayışın ürünü olduğu unutulmamalıydı. Emperyalizm varlığını; emperyalist emellerine ve emperyalist tutumlarındaki devamlılığına borçludur.

Emperyalizmin en büyük beslenme alanı oryantalizmdir. Antiemperyalist, ihata edilmiş, göreve sevk edilebilmiş bir Türkolog kadronuz yok ise, büyük hedeflerinizin ve zengin arşivlerinizin çarkları emperyalizm emellerine hizmet eder duruma sokulabilir.

Ortadoğu´da yağmalanan arşivlerin, müzelerin, yok edilen kazı alanlarının akıbetini, emperyalizm farklı giriş kapılarını kullanarak ülkemize de yaşatmak istiyor olabilir.  Böylesine bir akıbetin, size ait yeraltı zenginliklerinin sizin imkânlarınızla işletilip, silaha dönüştürülüp, o silahın size karşı kullanılması ve o silahın sizin gençlerinizin eline verilmesi mahiyet itibariyle aynılık arz eder. Böylesi bir yapılanmaya duçar olma, ancak arşivlerinizle olan ilişkinizin millî şuurdan noksan olması ile izah edilebilir.

T.C. Kültür Bakanlığı´nın Kürtçe Yayınlarına Dair Düşünceler

T.C. Kültür Bakanlığı´mız tarafından; Ahmed-i Hânî´nin “Mem û Zîn”, Molla Hüseyin-i Bateyî´nin “Mevlid-i Şerif”, Molla Ahmed-i Cezirî´nin “Divan”, Fâki-yi Teyran´ın “Divan” isimli eserleri basılmış, kanaatimizce pek de güzel yapılmış. Baskılar fevkalade lüks hazırlanmış, kanaatimizce yakışanı da budur. Bu eserler, sadece ve muhakkak ana dili Kürtçe olanların değil, bütün Türk milletinin Kürtçe yazılmış kültür kaynaklarıdırlar. Bunlar milletin ana dili Kürtçe olmayanların da tarihî ve edebî iftihar kaynağı eserleridir.

 

 

/resimler/2021-11/8/1046026431474.jpg

Ahmed-i Hânî, Mem û Zîn, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları,

Ankara 2010 (1. Baskı), 2015 (3. Baskı).

 

 /resimler/2021-11/8/1046298320351.jpg

Mem û Zîn, 1. Sayfa Arap harfli Kürtçe metin,

Kürtçe çevrimyazı ve Türkçe çevirisi.

 

 

/resimler/2021-11/8/1049389780084.jpg

Molla Hüseyin-i Bateyî, Mevlid-i Şerif,

T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 1. Baskı, Ankara 2015.

 

 /resimler/2021-11/8/1050130754459.jpg

Mevlid-i Şerif, Arap harfli Kürtçe metnin 1. ve 2. Sayfaları.

 

 /resimler/2021-11/8/1050442942603.jpg

Mevlid-i Şerif, 1. Sayfa Kürtçe çevrimyazı ve Türkçe çevirisi.

 /resimler/2021-11/8/1051229207442.jpg

Molla Ahmed-i Cezirî, Divan,

T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 1. Baskı, Ankara 2012.

 

 

/resimler/2021-11/8/1051482020428.jpg

Molla Ahmed-i Ceziri, Divan,

1. Sayfa Arap harfli Kürtçe metin.

 

 

 

/resimler/2021-11/8/1052576852967.jpg

 

Molla Ahmed-i Ceziri, Divan,

1. Sayfa Kürtçe çevrimyazı ve Türkçe çevirisi.

 

 

 

 /resimler/2021-11/8/1053173430259.jpg

Fâki-yi Teyran, Divan, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları,

1. Baskı, Ankara 2014.

 

 

/resimler/2021-11/8/1053357649431.jpg

 

Fâki-yi Teyran, Divan, 1. Sayfa Arap harfli Kürtçe metin.

 

/resimler/2021-11/8/1053508587201.jpg

Fâki-yi Teyran, Divan,

1. Sayfa Kürtçe çevrimyazı ve Türkçe çevirisi.

 

 

            Yayın dili Türkçe olmayan, mesela Kürtçe yazılmış siyasî, ideolojik, örgütsel yayın organları Türk kültür hayatının bir parçası, bir ürünü değil midirler? Bunların yayın dillerinin Türkçe olmayışları, görüşlerinin aykırı bulunmaları, yurt dışında basılmış olmaları, farklı alfabeler kullanılarak basılmış olmaları, bunları Türk kültürünün bir parçası olmaktan bize göre çıkarmaz, çıkaramaz. Bir yayının verdiği mesajlarla kanunları çiğnemiş olması, onun görüşleri ile suç işleyen yayın konumuna düşmesini belirlemiş olur. O kültürümüzün, vermiş olduğu mesajlarla suç işleyen yayınları kapsamına girer. Dilinin Türkçe olmayışı, suçunu Türkçe olmayan bir dille ve kullandığı dil yasak diller kapsamına giriyorsa, yasaklanmış bir dille siyasî suç işlemiş kültür ürünlerimize örnek teşkil eder. Hatta başka bir ülkede, o ülkenin çıkarları gereği desteklenerek ülkesi aleyhine çıkan, çıkarılan bir yayın, bu özellikleri ile kültürümüze savaş açan bir yayın olarak, millî varlığımıza tehdit oluştururken, kültürümüzü kullanan yayın olarak Türkiyat´ın dökümünde yer almalıdır, alabilmelidir.

            Türk edebiyat kültürünün kaynakları sadece edebiyat alanının bilinen klasik kaynakları değildir, olmamalıdır. Zira emperyalizm edebiyatı ülkenize silah olarak yönlendirmiş ise hasmınızı bütün silahları ve kullanım metotları ile bilmek durumundasınız. Ülkenizin dışında yayın hayatı olan bir süreli yayının, ülkenizdeki süreli yayınlara yansımasını, onları yok sayarak izleyemez iseniz, savaşın o cephesinde mevzilerinizi koruyamazsınız.    

            Türk hukuk sisteminin gelişmesinde, mevzuatının tekâmülünde, işlenen suçların ayrıntılı bilinmelerinin katkısı yok mudur? Bunlar Türk hukuk tarihi kültürünün bir parçası değiller midir?

            Millî arşivlerimizin yasaklanmış yayın bölümlerinin yakın zamana kadar olmadığını, oluşturulamadığını, şahsî arşivimizdeki bu tür yayınları verecek kurum bulamayışımızdan hatırlıyoruz.

            Bu anlayışın bir sonucu olarak da, Türkiye´de yapılan süreli yayınlar içerikli kültür şölenlerine, ortak kültürün bir parçası oldukları gerçeğinden hareketle, bu kapsama giren süreli yayınların da alınmasını savunuyoruz. Bizi bu teşhise götüren kanaate, yüz yıllık zaman diliminde; yayın dili, yayın alfabesi ve yayın yeri farklılıkları ile birlikte, sayıları yüzü bulan süreli yayın üzerinde yaptığımız araştırma sonucu vardırdı.(1)

* * *

Mehmetçik, vatan müdafaasında; Kürt´e, Kürt ana dilli Türk halka karşı mücadele vermemektedir. Mehmetçik, emperyalizmin yönetiminde aynı ana dilli oldukları halka dahi terör yöntemi ile hükmetmeyi sürdüren bir kesimle savaşmaktadır. Mehmetçiğin mensubu bulunduğu safı, sadece ana dili Türkçe olanlar meydana getirmiyorlar ki. Bunların arasında, Türk milletinin Anadolu halklarının her kesiminden ve meslekten Mehmetler var.

* * *

Teröre karşı savaş veren Mehmetlerden şehit olanın anası Zazaca ağıt yakıyor. Her Mehmet gibi onun tabutu da doğal olarak al bayrağa sarılıyor ve her ana gibi o aslan yavrusunun anası da evlâdına ağıt yakmış oluyor. Bu ağıt resmî, gayri resmî çevrelerin nazarında milletin ağıtı, öz malı olabiliyor. Bu doğal sonucu her türlü basın bunu tespit edip haklı olarak milletle paylaşabiliyor. Ancak bu ananın ağıtı, Türk ağıt kültüründe yerini maalesef almıyor, alamıyor, aldırılamıyor. Bu çarpık zihniyetten doğan anlamsızlığın çözüme ulaştırılması görevi, millî Türklük bilimcilere düşer kanaatindeyiz.

Türk halk bilimi müktesebatından Zazaca veya Kürtçe ağıtı dışlayan zihniyet ile kültürümüzün bu dillerle üretilmiş klasiklerine karşı hazımsızlık gösteren zihniyet, bize göre bağnazlık itibariyle aynı içeriklidirler. Milletler acı ve tatlı günlerinde keder ve mutluluğu paylaşarak millet olurlar.

Bu zihniyetle, ortak millî kültürel kimliğin önüne konulmak istenilen taşlar temizlenilmez ve emperyalizmin yeni nifak projeleri aşılamaz. Ülkemizin mezarlarında bayrağımızın dalgalanmadığı mezarlığımız kalmadı. Bu mezarlarda sadece ve muhakkak ana dili Türkçe olan şehitlerimiz yatmıyorlar. Kürdü, Türkmeni, Zazası ile milletin tüm evlâtları, yarınlarını barışık olarak yaşayabilmek için Türklük bilimcilerinden gayret bekliyorlar. Terör belası bitirilmek üzeredir. Türklük bilimcilerinin yaraların sarılmalarına kültürel çözümler aramalarının zamanıdır.       

Sonuç

Türk milletine, emperyalizm, etnik milliyetçilik yapılandırılması içerisinde terör yöntemi ile yeterince zarar verip acı çektirmiştir. Bu stratejisinde emperyalizm, oryantalistleri vasıtasıyla oluşturduğu yapay kimliği kullanmıştır. Kimlik, kültürel kimlik, millet hayatından yola çıkılarak bilim erbabının araştırma ve oluşturma alanına girer. Türkiye´de bu alan bize göre Türk milletinin Türklük bilimcilerinin alanıdır. Türkiye´de bu alanda da antiemperyalist bir mücadele verebilmek için; haklılık, yeterli eleman, bilgi ve belge mevcuttur.

 

 

* http://www.yasarkalafat.info

** Dr., Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi, yasarkalafat@gmail.com

1. Yaşar Kalafat, “Süreli Yayınlar ve Millî Birlik”, Türkiyem Dergisi, Sayı: 7 (Ocak 1989), s. 21-24 (Şükrü Kaya Seferoğlu müstear adıyla).