Yaşar KALAFAT(**)
Giriş
Biz bildirimizde, Türkiye ve Gürcistan halklarının, her iki ülkenin kültür antropologlarının öncülüğünde oluşturulacak sosyo-kültürel tabanda bölgesel bir güç oluşturabileceklerini tartışıyoruz.
Bu çalışmada;
-Kuzey ve Güney Kafkasya ile Anadolu halklarının değişebilen dinleri ve ana dillerine rağmen halk inançları kültürlerinde önemli ortaklıkların bulunduğu, bu ortaklığın tarihin birkaç bin yıl evveline varan kök hücrelerinin yaşayan halk inançlarından hareketle takibinin mümkün olduğu,
-Halk inançları kültür ortaklığının mitolojik döneme uzanabilen derinliğinden hareketle, çok güçlü kültür akrabalığı sonuçlarının çıkarılabileceği,
-Kültür akrabalığının bölgesel bir güç oluşturma adına, stratejik bir obje olarak algılanabileceği,
-Sosyo-kültürel müşterekliklerin, komşu ulus devletlerarasında ihtilaf giderici bir özelliğinin de bulunduğu,(1)
hususları üzerinde durulacaktır.
Diğer taraftan ise; emperyalizmin siyasî oryantalizmi araç olarak kullanmak suretiyle, yeni sömürü alanları oluşturduğu bilinirken, ekonomik, teknolojik ve askerî güç üstünlüğünü, ihtiyaç duyduğu bu sosyal taban üzerine inşa ettiği de bilinmektedir.
Atlı Göçebe Bozkır kültürü, Asya bozkırlarında doğmuş olmakla beraber, yayıldığı coğrafya Kuzey ve Güney Kafkasya ile birlikte Anadolu’yu da kapsamaktadır. Bu kültür; sanat, ticaret, hukuk, yönetim alanlarında olduğu gibi, bütün bozkırı kapsayan ortak bir inanç anlayışına da sahipti.
Gürcü ve Türk mitoloji kaynakları, bu arada Fridrix İoqannes(2) gibi Rus mitoloji bilginleri, “Tork” adını mutlak olan anlamında açıklar ve onun inanç sisteminin başında olduğunu kabul ederler. Kısaca özetlemek gerekir ise, yapılan ilgili açıklamalara göre; Kaslar sosyal yapılanması inanç sisteminin başında An, yaratıcı ilâh olarak kabul ediliyordu. Sistemin başında o vardı ve “ana” sözü de buradan geliyordu. Mesela Kas, “Koya ilâhı”nın ismi idi ve Kaslar isimlerini buradan alıyorlardı. Şor “Aşk ilâhı”, Kıyur “yıldırım ilâhı” idi. Mırızir Kıyur yıldırım ilâhının yardımcısı idi. Sah yağmur ilâhı ve Karahan toprak ilâhı idi. O, Erliği suyun dibinden toprağı getirmekle görevlendirmişti ve toprak gelince var oluş onun “ol” demesi üzerine oluşmuştu.
Gök Tanrı İnanç Sistemi(3) olarak da bilinen ve bazı farklılıklar da içeren bu dinî hayatla; güneşin, ayın, toprağın, suyun, bitkilerin, hayvanların, insanların iyeleri/sahipleri vardır. Bunların etrafında oluşan Türk ve Gürcü halk inançlarında, çeşitli ortak inanmaların olduğu, Gürcü ve Türk halk bilimcilerin çalışmalarından bilinmektedir. Gök ve yerin ayrıca bunlarda bulunanların iyeleri vardı, bunların etrafında kült oluşmuştu. Yörelere göre yağmur ve güneş duasına çıkılıyordu.
Türkiye ve Gürcistan’ın farklı sosyal bilimler içerikli alanlardan şarkiyatçıları, tarihlerinden gelen bu kültürel gücü, bölge dışı emperyalist güçlere karşı, bölgesel güç olabilmeleri adına, stratejik bir obje olarak ele alabilirler.
Bölgesel güç oluşturulmasında, katılımcı ülkelerin farklı ana dilli ve farklı dinî inançlı olmalarının engel oluşturmadıkları, mevcut uygulamalardan bilinmektedir. Bu husus, bildiri metninde ayrıntılı olarak açıklanacaktır.
Ayrıca, her iki ülke, Türkiye ve Gürcistan halkları arasında, diğer üçüncü ülkelerden halklar da vardır. Bu halkların varlıkları, emperyalizmin çıkarcı istismarından çıkarılıp yeni yapılanmaya güç katmaları imkânını sağlayacaktır.
Türk - Gürcü Kültür Ortaklığına Dair Tespitler
Türk-Gürcü kültür ortaklığı, hiç kuşukusuz mitolojik dönemde kalmamış, Türk-Gürcü ilişkileri; Hazarlar(4), Doğu Anadolu Beylikleri(5), Özbekler(6), Akkoyunlular,(7) Harzemşahlar(8), Selçuklular(9) ve Osmanlılar(10) dönemlerinde de devam etmiştir. Osmanlılar döneminde Gürcüler “kavm-i necip” olarak bilinmiş, Gürcülerden, bu devlet içerisinde 17 sadrazam ve yüzlerce paşa yetişmiştir.(11) Bilinen ilk ilişkiler muhtemelen İskit, Hun-Gürcü ilişkileri şeklinde olmuştur.(12)
Bu devletler sadece savaş halinde temas etmediler. Bu ilişkilerle tarafların kültürleri tanış oldular. Coğrafî sınırlar değiştikçe, kültürleri çeşitli şekilde farklı vasatlarda etkileştiler. Bu ilişkiler kültür akrabalarının bağlarını artırdı, yoğunlaştırdı. Gürcü ve Türk yönetici aileler arasında çok sayıda evliliğin olduğu bilinmektedir. Gürcü Kıralı David, Kıpçak Beyi Şarağan’ın oğlu Atra’nın kızıyla evlenmiş ve Kıpçaklardan Gürcistan bölgesine büyük göç olmuştur. Gürcistan Krallığı’nın melikesi Rusudan’ın kızı, II. Kılıçaslan’ın torunu Gıyasettin Davut ile evlenmiştir.(13) Gürcistan Kraliçesi Tamara’nın annesi, Kıpçak Türkü Guranduk Hatun idi.
İpek Yolu güzergâhı, bu iki ülke itibariyle halkların kültür sınırları ile iç içe bir yapı oluşturmuştur.
Türklerin ve Gürcülerin yönetimleri dönemlerinde, farklı dinden halklar inançlarını serbestçe yaşayabilmişlerdir.
Gürcüler ve diğer az halklı toplumlar, nüfus azlıklarından emperyalist olamazlarken, Türk dilli yönetimlerin ise İslâmiyet emperyalist olmalarına engel teşkil etmiştir.
Bu kültürel etkilenmeyi Gürcü ve Türk halk oyunlarında, musikisinde, mutfak kültüründe görmek hiç de zor değildir. Bu ortaklık Kafkas halklarının tümünün kültüründe gözlenebilir. Anadolu ve Kafkasya mutfağı büyük ortaklıklar içerir. Mantı, Hengel, Beşparmak, Tatar böreği, büyük ölçüde aynılık arz ederler. Bizim Gürcistan halk inançları çalışmalarımız daha ziyade gezi notları şeklinde olmuştur.(14) Gürcistan’da Kıpçak halk inançlarının izleri Prof. Dr. Kırzıoğlu tarafından incelenmiştir.(15)
Osmanlı-Gürcü ilişkileri münasebetiyle belgelerde “Başı Açık Dadyan Melik”in geçmesi dikkatimizi çekti. Dede Korkut Destanlarında da bu bölgede bu isimden söz edilmektedir. Başı bağlı olmak veya başı açık olmak halk inançlarında bir inanç kodudur. Şehirli genç kırsal kesimdekinin, sivil halk askerî kesimin, bekârlar evlilerin nazarında başı açık olarak algılanırlar. Askerden gelen bekâr genç evlendirilerek başı bağlanmış olur. Evlilik, evlenmiş olmak “başı bağlanmışlık” olarak bilinir. Başı bağlı olmak ile aile yuva, ocak sahibi olmak, büyük ölçüde aynı mesajı verir. Belirli bir yaşa gelmiş ve çevresinde az çok tanınmış kimse, hala evlenmemiş ise, onun durumundan hareketle yakın çevresince onların ailesine “başıbozuklar” lakabı takılır. Başını bağlamak kavramı Gürcistan halk kültüründe de yaşamaktadır.
Gürcistan halk kültürü çalışmalarında yer alan birçok motif Anadolu halk inançları ile müştereklik arz ederler. Gürcü ve Türk halk inançları arasında “Dev” inanç motifi gibi ciddi ortaklıklar vardır.(16)
“Dadyan”daki “dad, tad/tat” yabancı, topluma, sosyal bünyeye eklenmiş anlamında olmalı. Her toplumun dat/tad’ı farklıdır. Arap toplumunun da dad/tadları vardır. 1980’lere kadar Kars’ta 8-10 aile Tatlar olarak bilinirdi. Bunlar İran tebaası olarak bilinirler ve muayyen zamanlarda emniyet kuruluşlarına bilgi verirlerdi. Bu anlayıştan hareketle bazı ailelerde damat, bilhassa içgüvey ise ve gelin akraba olmayan bir aileden gelmiş ise ona yarı şaka “eloğlu”, “elkızı” denildiği olur. “Başı Açık Dadyan Melik” tanımlaması, “sosyal yapılanmasına bir düzen verip resmiyet kazandıramamış bölgenin yabancısı olan kesimin Meliki” anlamında açıklanabilir.
Anadolu Türk adbiliminde; Tekbaşlar, Tekdallar, Bekâroğulları, Dulkadiroğulları, Hatunoğulları gibi soyadları da vardır. Bize göre bunların konumları tamamen farklıdır.
Gürcistan tarihî kültüründe dikkatimizi çeken bir husus da, bayan olmasına rağmen Tamara’ya kraliçe Tamara değil de, “Kral Tamara” denilmesidir. Bize göre bu tanımlama kültürünün mitolojik kök hücreleri vardır. Karaçaylarda, Kabartaylar’da bir kısım Çerkez toplumlarında ailede büyükbaba hayatta iken, çocuklar babalarına ve babaanne de hayatta iken, annelerine anne demezler, ağabeyi, abla türü adlandırmalarla seslenirler. Zira babalık ve annelik statüsü halen sahiplidir. Tamara, hükümdar olmakla kral statüsü edinmiştir. Bu teşhisi Anadolu halk inançlarından hareketle de koyabiliyoruz. O, bu statünün sahibidir. Bu inanç kökenli uygulama halk inançlarındaki “sahiplilik” kültür kodu kapsamında incelenebilir.(17)


1. Gürcü Kralı, Kraliçe Azize Tamara, 2. Gürcü Kralı Davit
Âşıklık sanatı Gürcüler arasında da yaygındır. Artık XVII. yy.’dan başlayarak Türkçe koşmalar yazıp şarkılar söyleyen Gürcü saz şairlerine rastlanır. Bunlardan Gürcü, Gürcüoğlu, Gürcü Neve mahlaslarıyla âşıklık edenlerin isimleri bellidir. Bunlar, âşıklık sanatını öğrendikleri Türklerin dilleri ile Türkçe yazıp okuyorlardı. Hece veznini kullanıp âşık mahlasını kullanıyorlardı. Âşık Rûhani, Âşık Şivğa, Âşık Leon, Âşık Yaralı, Âşık Zeyin, Âşık Sandra, Âşık Şeydaî bunların tanınmışlarındandı. Bunların bir kısmı Türkçe yazıp okurlarken, bir kısmı da Türkçe ve Gürcüce yazıp okuyorlardı.(18)
Diğer taraftan, Anadolu İslâm coğrafyasında anadili Gürcüce olan Müslüman halktan bir toplum da var iken, Kafkasya’nın bu bölgesinde yurt tutmuş olan Kıpçak Türkleri dinî inanç itibariyle Gregoryen Hıristiyanlardı. Müslüman Oğuz Türkleri ile din savaşı da yaptığı bilinen Hıristiyan Kıpçak Türkleri geleceklerini, bölge Hıristiyan hakları ile birlikte inşa ettiler. Bölgenin Kıpçak Türklerinin tamamen ve toplu halde İslâmiyet’e geçtiklerine dair tarihî bir kayıt yokken, bölgede anadili ile yaşayan Hıristiyan Kıpçak Türk toplumu da yoktur, kalmamıştır. Bunlar bölgenin çoğunluğunu teşkil eden halkı ile bütünleşmiştir.
Kıpçak Türklerinin Çıldır Atabekleri dönemi bilinmektedir.(19) Ahıska Türkleri de Kıpçak olmalarının yanı sıra onların ve Posof yöresinin halk inançları da yeterli olmamakla birlikte çalışılmıştır.(20)
Nitekim kültür şöleni bildirilerinde Kıpçakların Gürcistan’da Abhaz veya diğer halklar kapsamında varlıklarını sürdürdüklerine, Abhazya’nın etnik durumunun ortaçağa uzanan kökenleri münasebetiyle işaret edilmiştir.(21)
Teorik olarak anlatmaya çalıştığımız bu hususa müşahhas birkaç halk kültürü inanç ortaklığı örneği vermek istiyoruz. Halk bilimi verilerinde sözlü kültür unsurlarında muhakkak mitolojik izler vardır. Çocuk oyunları, ninniler ve diğerleri çok sayıda örnek içerirler.
Küçükbaş hayvanların diz oynak kemiği olan âşık kemiği ile oynanan oyunların, oyun şekli ve terimleri bozkır kültürünün yerleşim şekli ve askerî düzeni ile tamamen örtüşür.
Aşık kemiği etrafında bir hayli tanım oluşmuştur. Mesela aşığın düz yüzünün ismi “bey”dir. Diğer yüzünün ismi “kizir” veya “vezir”dir. Bir yüzünün ismi “tok”, karşı yüzünün ismi ise “çik”dir.
Aşık oyunlarından birisinin ismi “kale”dir. Kalenin dibinde koruyucu konumunda olan muhafız bir aşık kemiği bekletilir. Diğer birinin ismi “çember/daire” veya “çız”dır. Daire içerisine adeta esir edilmiş aşıklar, “eneke” olarak bilinen seçilmiş aşık kemiği ile onlara vurularak çemberden çıkarılmak, çıkartılmak istenir.
Aşık kemiği ile şans oyunları, kumar da oynanır, taraflar yener veya yenilir, kazanır veya kaybederler.

3. Cız Oyunu için dizilmiş aşıklar
Aşık kemiğinden hareketle fala da bakılır, gelecekte olacaklar tahmin edilir. Kemik fallarından birisi de Aşık Falı’dır. Aşık Falı bize hep Kıpçak Türklerinin pagan dönemi olarak bilinen Gök Tanrı İnanç Sistemi dönemlerindeki şaman/kamların kağanlar için kemiklere bakarak kahinlik yaptıkları dönemlere çağırım yapar.(22)
Türk folklorunda ve halk inançlarında önemli bir motif olduğu bilinen aşık kemiği, aynı zamanda, Türk dünyası genelinde ve Türk kültür coğrafyasının tüm alanlarında “ortak” bir kültürel öğedir.(23)
Aşık kemiği aynı zamanda nazarlık olarak da kullanılır. Yani büyüsel bir gücü ve fonksiyonu da vardır. Nazarlık denilince Gürcistan kırsalında ev kapılarına ve ayna kenarlarına nazarlık olarak at nalı çakıldığını veya asıldığını gözlemiştik. Bu uygulama Anadolu’da da kapılara takılma şeklinde vardır.
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü; Anadolu, Azerbaycan, Kırgızistan ve Kazakistan’da aşık kemiğinin Türk halk kültüründeki yerini inceleyen bir eser çıkarmıştır.(24) Gürcistan’da Tiflis’in Eski Tiflis Hamamlar Sokağı’nda Haydar Aliyev Parkı içerisinde bir aşık kemiği heykeli vardır. Bu heykel konusunda görüştüğümüz Tiflisliler “Aşık kemiği oyununun Safevi döneminin hatırası olan oyunlardan olduğunu” söylediler. Ayrıca geçmişte bu çevrede aşık kemiğinden fal da bakıldığını belirttiler.

4. Haydar Aliyev Parkı ve 5. “Kırgız Kültüründe Aşık Kemiği” kitabı
Aşık Kemiği heykeli
Halk kültürü uygulamaları kapsamında kısaca bir de çocuk okşamalarından örneklemeler yapmak istiyoruz. 2016 yılında Düzce’de anadili Gürcüce olan bir ailede halk inançları derlemesi yapmıştık.(25) Bize bilgi veren ev sahibi hanım okuduğu parçaları “balamın olsun” diye dörtlüğü tamamlıyordu. Mesela Kuzuların, kuşların uykusuna da “balamın olsun” diyordu.
Güney Azerbaycan’da, bebeklerin kırkı dökülürken anne bildiği bütün hayvanların ismini sayar ve her defasında “balamın kırkı ile karışmasın” der. Mesela “Kurtların, kuzuların kırkından Allah balamı saklasın” der.
Her iki örnekte de anadili Gürcüce ve Anadili Türkçe olan halk kesimlerinde halk sözlü kültüründe büyük ölçüde bir birlik vardır.
Sempozyumdan sonra Tiflis caddelerinde dolaştık. Kral Davit’in at üzerindeki heykelini gördük. Atının kuyruğu düğümlenmişti. Atların kuyruğunu örme veya düğümleme bir koruyucuya sığınma uygulamasıdır. Adanan kişi adandığı varlığın korunması altına girmiş olur. Büyüsel bir boyutu vardır. Ak büyü kapsamında algılanır. Kahramanlar kendilerine kut veren güce sığınır, onun adını yüceltmek yolunda kutsala hizmet için kendilerini adarlar. Tarihî Türk kahramanları, mesela Alparslan, Malazgirt Savaşı’nda, savaştan evvel atının kuyruğunu ördürmüştür. Bu uygulama Türklerde destanlar dönemine kadar uzanan mitolojik bir derinlik içerir.
Savaşan halklardan tarafların Hıristiyan ve Müslüman olmalarına rağmen yaşayan halk inançlarına bakılarak bir dönem aynı dinî inanca mensup olduklarını görebilmek zor olmamaktadır. Bu hal “pagan döneminde bütün halkların halk inançlarında ortaklık vardı” diyerek geçiştirilecek kadar basit bir hal değildir.



6. Kıpçak Süvarisi 7. Şah İsmail 8. Osmanlı Türk Süvarisi
Bize göre, Gürcistan’ın antik şehri Uplisstsikhe önerimizdeki çalışma için Gürcistan çıkış noktası olabilir. Gürcistan Hıristiyanlıkla 4. yüzyılda tanışmıştır. Gürcülerin Hıristiyanlık evveli inançları tespit edilip bu inançlardan Gürcü Hıristiyanlığına taşınan inançların izleri takip edilebilir. Gürcüler eski inanç sistemlerinden başka bir dine girmeden Hıristiyanlığı seçmişlerdir. Zerdüştlük bu milletin sınır toplumlarına teğet geçmiştir. Musevî bir dönemleri olmamıştır. Aynı uygulama incelenmesi düşünülen coğrafyanın diğer halk kesimleri ve yerleşim bölgeleri için yapılabilir. Böylece, var ise akrabalık nereden ve hangi dönemden geldiği tesit edilmiş olabilir.
Uplisstsikhe’de; tandır, barınak kalıntılarının yanı sıra, tapınak, sunak ve benzeri mekânları da görmek mümkündü.
Çocuğu yaşamayan aileler, çocuklarını korusun ölmeleri önlensin diye onu bir ulu yatıra adarlar. Böylece o çocuğun, yatırın himayesine gireceği için ölüme karşı korunduğuna inanılır. Böyle çocukların saçları tamamen tıraş edilirken, ensesinde “Heydar” diye bilinen bir saç bırakılır. Örülen bu saç kesinlikle tıraş edilmez bu çocuk yaşlanmasına rağmen korunma altına alınmış olarak bilinir.
Düğüm atma, büyü türü iken, yaşayan halk inançlarında da yüzlerce örneği vardır. Yeni evli çiftlerin başarısız olmaları damat bağlama ve kurtların çiftlik hayvanlarını parçalamaması için de, kurtağzı bağlama uygulaması yapıldığı bilinir. Bunlar ise kara büyü örnekleridirler.
Türk kültürlü halkların arasında “At binen cin” diye de bilinen bir varlığın geceleri ahırlardaki atı binerek terlettiğine ve kuyruğu ile yelesini ördüğüne inanılır.
Damadı bağlama, kurtağzı bağlama, yaşamayan çocuğun ulu bir yatıra satılması ile saçının bağlanması ve at binen cin inancındaki yele veya kuyruğun bağlanıp örülmeleri, Oğuz ve Kıpçak Türkleri halk inançlarında halen yaşamaktadır.

9. Uplisstsikhei’de tapınak bölümleri 10. Saçı sunakları
Kuzey ve Güney Kafkasya halkları ile Anadolu halklarının halk inançlarında “kısmet bağlama” inanç ve uygulaması da vardır. Kızlar kısmetlerinin bağlanmaması için tedbirler alırlar ve bağdan kurtulmak için de birtakım uygulamalar yaparlar. Osetler ve Çerkezlerde genç bir kız, akrabadan olmayan bir erkeğin ona yardımcı olma adına palto veya ceketini tutmaz, zira kısmetinin bağlanacağına inanılır. Bir kısım Kuzey Kafkasya halklarında bekâr kız, yemek masasının köşesinde oturur ise kısmetinin bağlanabileceğine inanılır. Kırım Tatarlarında evin eşiğinde durulmaz ya içeri girilmeli veya dışarıda durulmamalıdır. Aksi halde bu inanca itibar edip uygulamayı hiçe sayanların kısmetlerinin kesileceğine, bağlanacağına inanılır.
Sonuç
Yerleşim yerlerine kültürlerini, üzerinde yaşayan halklar verirler. Aynı zamanda halklar, yaşattıkları kültürü, üzerinde yaşadıkları coğrafyadan alırlar. Anadili Türkçe olan ve anadili Gürcüce olan bölgemiz halkına, tarih büyük ölçüde müştereklikler de içeren ortak bir kültürel kimlik vermiştir veya her iki halkın kültürlerinde ortaklıklar oluşmuştur. Bu ortak mirasa her iki halk birlikte sahip çıkabilmelidir. Bu miras, varislerince parçalanmaya kalkılır ise, yok olma tehlikesine maruz kalabilir.
Bu kültürdeki ayrılıklar da bölge halkının ortak malıdır. Aynılıklar da keza ortak mallarıdır. Birlikte yaşayan halkların kültürlerindeki ayrılıklar da aynılıklar kadar kutsaldır.
Son söz olarak, Ortaçağ Türk-Gürcü ilişkilerini inceleyen bu kültür şöleninden amaç nedir, taraflara ve bölgeye, bölge uluslarını oluşturan halklara ne kazandıracaktır? Bize göre amaç; her iki ülke kapsamındaki halkları, onların kültürleri ile tanış kılmaktır. Bu tanışıklıkla, aralarındaki kültür bağlarının varlığını tespit etmek, kültür akrabalıklarını belirleyebilmek ve bildirmektir. Akrabalık bağlarının ne derece eski bir geçmişe dayandığını anlatıldığı nispette, kültür bağlarının ne derece derinlikte olduğunu anlatabilmek, akrabalığın o derece güçlü olduğunu ortaya koyacaktır. Akrabalığın kuvvetliliği nispetinde dostluklar güçlü olur ve yerel güçlerden bölgesel güç doğar, halkların ortaklığı onların her türlü menfaatlerine yansır. Bu itibarladır ki, bu etkinlik, yapılan araştırmaların Ortaçağ sınırlaması ile kalmayıp, olanca daha eski dönemlerden başlatılarak uygulama alanı bulunmalı. Destani dönemi de aşıp mitolojik döneme kadar ulaşılabilmeli. Halkların ilişkileri sadece tarihi boyutu ile değil, kültürün dil, din ve diğer dallarını da kapsayabilmelidir.

*Bu çalışma; 30 Ekim-01 Kasım 2018 tarihleri arasında, Gori Devlet Eğitim Üniversitesi ile Türk Tarih Kurumu tarafından Gori/Gürcistan’da düzenlenen II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (Orta Çağlarda Türk-Gürcü İlişkileri)”nda bildiri olarak sunulmuştur.
**Dr., Halk Bilimi Araştırmaları Kültür ve Strateji Merkezi, yasarkalafat@gmail.com, www.yasarkalafat.info
1.Yaşar Kalafat, “Güç Olmak İçin Sosyo Kültürel Taban Şart-Halk Kültüründen Bölgesel Güç Yapılanmasına”, Turquie Diplomatique, Sayı: 113 (04 Eylül 2018, İstanbul), s. 2.
2.Fridrix İoqannes, İstoriya Pisma. Moskva: Nauka, 1979, 911 s. -Фридрих Иоганнес.История письма.Москва: Наука, 1979, 911 с. 8 (Fridrix İoqannes, Yazı Tarihi, Moskova: İlim Basımevi, 1979; Zikreden: Firudin Hasanoğlu, Nahcivan Ahalisinin Etnogenezi Tarihinden M.Ö. I-II Binyıllığı), Bakı 2017, ADPU Neşriyatı.
3. Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Genişletilmiş 6. Baskı, Berikan Yayınevi, Ankara 2010.
4. Mualla Uydu Yücel, “Hazar-Gürcü İlişkileri”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
5.Ömer Subaşı, “XII. Yüzyılda Doğu Anadolu Türk Beyliklerinin Gürcülerle Münasebetleri”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
6.Mustafa Alican, “Emir Timur’un Gürcistan Politikası”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
7.Ahmet Toksoy, “Akkoyunlu-Gürcü İlişkileri”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
8.Nebi Gümüş, “Harzemşah-Gürcü İlişkileri”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
9.Vasil Mösiaşvili, “XI. Yüzyıl Ortalarında Selçuklular ve Gürcüler”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
10.Roman Gogolauri, “Gürcü/Gürcistan-Celayirliler ve Osmanlı İlişkileri Üzerine”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
11.Erdoğan Altınkaynak, “Edebiyat ve Folklorumuzda Gürcü Kızları”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
12.Erdoğan Altınkaynak, a.g.y.
13.Erdoğan Altınkaynak, a.g.y.
14.Yaşar Kalafat, “Gürcistan Gezisi ve Bir Coğrafyanın Kardeş Halkları”, Yeni Düşünce, Sayı: 30 (27 Temmuz- 2 Ağustos 2001), s. 26-31; “Gürcistan Azeri Türkleri: Nezire Teyzeden Dinlediklerimiz”, Yeni Düşünce, Sayı: 32 (10-16 Ağustos 2001), s. 34-39; “Gündüz Doğan Ay”, Bizim Ahıska (Üç Aylık Kültür Dergisi), Sayı: 52 (Sonbahar 2018), s. 29-30.
15.M. Fahrettin Kırzıoğlu, “Gürcistan’da Eski Türk İnanç ve Geleneklerinin İzleri”, I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Cilt: 4, Ankara 1976, s. 141-166.
16.E.Vırsaladze, Translated by D.G.Hunt, Gergian Folk Tradditions And Legends (Caucasus), Artanuji Publishing, 2018, s. 71, 96, 104, 106, 107, 110, 114, 121.
17.Yaşar Kalafat, “Kocaeli ve Çevresi Örnekleri ile Türk Halk İnançlarında Adanmışlık/Sahiplilik”, Türk Kültürlü Halklarda Tematik Halk İnançları, Berikan Yayınevi, Ankara 2011, 259-271.
18.Erdoğan Altınkaynak, a.g.y.
19.Mustafa Adil Özder, Tarihte Çıldır Atabeğleri ve Torunları, Erzurum 1971.
20.Yaşar Kalafat-Kamil Ağacan-Mahmut Niyazi Sezgin, “Ahıka Türkleri”, 9. TÜDEV (Türk Devlet ve Toplulukları Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı) Toplantısı (21-23 Aralık 2001, İstanbul).
21.Lia Akhaladze, “Bazı Tarihi Kaynaklara Geç Ortaçağ Döneminde Abhazya’nın Etnik Durumu”, II. Uluslararası Türk-Gürcü İlişkileri Sempozyumu (30 Ekim-01 Kasım 2018), Gori Devlet Eğitim Üniversitesi-Türk Tarih Kurumu, Gori/Gürcistan.
22.Yaşar Kalafat, “Ak ve Kara İyeler Bağlamında Büyü-Fal-Nazar-İlişkileri Aşık Kemiği Örneği”, www.yasarkalafat.info
23.Ahmet Turan, “Türk Kültüründe Aşık Kemiği Oyunu”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı: 35 (Kasım 1989), s. 34-37; aynı yazar, Türk Kültürü Araştırmaları Doğu ve Güneydoğu Anadolu -I-, Millî Folklor Yayınları, Ankara 1991, s. 1-6.
24.Mayrambek Orozobayev, Kırgız Kültüründe Aşık Kemiği ve Kırgızcadaki Aşık Oyunlarıyla İlgili Söz Varlığı, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 2018.
25.Yaşar Kalafat, “Düzce ve Yakın Çevresi Halk İnançları Kültüründe Atlı Göçebe Bozkır Medeniyetinin İzleri”, Düzce Kültürü Sempozyumu (6-8 Kasım 2016, Düzce), Düzce Belediye Başkanlığı & Düzce Üniversitesi.